Sunday, February 9, 2014

Yarattığı canavar Tayyip’in ümüğünü sıktı



yarattigi canavar tayyip in umugunu sikti 1


Sevgili okuyucularım, burada sık sık vurguluyorum, “Ülkemizi işte bu kafalar yönetiyor, ne durumlara düştüğümüzü hep birlikte görüyoruz” diyorum.

Bazı yandaşlar kızıyor, “Ne varmış yani, her şey gayet güzel giderken sen bunları yazmaya utanmıyor musun” diye mesajlar atıyor.

Dün olanlar, ülkemizin içinde bulunduğu durumun en güzel ve en somut örneği.

Polis operasyonlarıyla gözaltına alınanlar arasında Ali Ağaoğlu gibi büyük işadamları, Halkbank Genel Müdürü, AKP’li Fatih Belediye Başkanı var.

Ama işin önemli boyutu başka.

Üç bakan oğlu da gözaltında.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğulları…

Bu yazıyı yazdığım sırada olayın gerçek yüzü ortaya çıkmamıştı.

* * *

Bu kadar insan niçin gözaltına alındı, niçin götürüldü? Bu, kolay bir operasyon değildir.

Başkalarını götürürsünüz de, üç bakanın çocuklarını, hele İçişleri Bakanı’nın oğlunu apar topar götürmek biraz sıkar.

Demek ki ortada çok ciddi bir durum var.

Ya AKP dönemindeki yeni bir vurgun, çete veya yolsuzluk…

Ya da polis ve onu yönlendiren savcılık siyasi şov yapıyor!

Hangisi doğru olursa olsun iğrençtir, rezalettir, kepazeliktir.

* * *

Siyasi şov!.. Haklı olarak diyeceksiniz ki “Kardeşim bu iş nasıl siyasi şov olabilir? Gözaltına alınanların tamamı iktidar partisinin adamları, yakınları, hatta çocukları. Muhalefetten birileri alınsa anlarız, o zaman siyasi şov olur ama…”

Şimdi size o cümlenin nedenini açıklamak isterim.

Devlet ikiye bölünmüş durumda. Rezalet işte burada başlıyor.

Devletin bir kesiminde AKP, öbür kesiminde Fethullah ekibi egemen.

Birinin sözünün geçtiği yerde ötekinin geçmiyor.

Düşünün ki, yargı bile bu iki kesim arasında parsellenmiş durumda.

Şimdi bunlar dershane kavgasına girişince, araları iyice açıldı.

Öncesinde yoğun söylentiler vardı… Hele de özel yetkili mahkemelerin ve yüksek yargının Fethullah ekibinin eline geçtiği vurgulanıyordu.

Tayyip’in o mahkemeler için söylediği sözleri unutmayalım…

“Bunlar devlet içinde devlet oldu” demişti.

Sonra, Fethullah ekibi vızıldanmaya başlayınca söyledikleri ise Türk siyasi tarihine geçmiş oldu:

“Bizden ne istediniz de vermedik!..”

* * *

Yaşananları unutmayalım, unutursak şimdi olanları anlamak mümkün olmaz.

Fethullahçı olduğu iddia edilen savcılar Tayyip’in elemanı olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında soruşturma açmaya kalkıştılar, apar topar yeni bir yasa çıkarılıp Fidan kurtarıldı.

Sonraki aşamada, Emniyet’in en kritik yerlerinde görev yapmakta olan ve yine Fethullahçı olduğu söylenen polis şefleri görevden alındı, yerlerine Tayyipçiler atandı.

Yandaş yazarlar bu görevden almalara destek verirken, Fethullah ekibi kıyameti kopardı.

Polis Fethullah ekibi tarafından ele geçirilmişti, şimdi AKP yeniden taarruz edip kaybettiği mevzileri kazanma çabasında.

Böyle devlet yönetimi olur mu?

* * *

Az önce de söylemiştim, hele üç bakanın çocuklarının gözaltına alınması biraz zordur ve sıkar.

O zaman akıllara ister istemez şu soru geliyor:

Bu olayı savcılık ve polisteki Fethullah ekibinin arta kalanları mı yarattı? Tayyip’ten bu yolla intikam mı alınıyor?

Bunların gözaltına alınma nedeni nedir?

Ortada büyük bir vurgun, büyük bir yolsuzluk olduğu belli.

Ne olursa olsun, biz şu acı gerçeği artık görmek zorundayız:

Devlet ikiye bölünmüş, parsellenmiş durumda.

Bir bölümünde Tayyip’in, yargı dahil başka önemli bölümlerinde Fethullah ekibinin sözü geçiyor.

Şimdi gözaltına alınan kimseler için yüzlerce iktidar mensubu devreye girecek, el altından “Aman onları hemen bırakın” ricaları edilecek ve özellikle bakan çocuklarının en kısa zamanda, olayın daha fazla dal budak sarmadan bırakılması için baskılar yapılacak.

Belki de dosyalar örtbas edilecek ve birileri “Aaaa çok pardon, yanlışlık olmuş” diyecek!

Şimdi hepimize düşen görev bu ibret tablosunu dikkatle izlemek ve ülkemizin ne durumlara düşürüldüğünü, kimlerin elinde kaldığını bir kez daha anlamaktır.

Yarattığı canavar büyüdükçe büyüdü, Tayyip’in ümüğünü sıktı.

Hayretle, ibretle, ama zevk duyarak izliyoruz.

Hakan Şükür çok şükür!

Sevgili okuyucularım, Tayyip-Fethullah kavgası Meclis’e de yansıdı. Önce Kütahya Milletvekili İdris Bal, şimdi de İstanbul Milletvekili Hakan Şükür AKP’den istifa etti.

Oysa benim futbolcu Hakan için çok güzel düşüncelerim vardı!

Hani Adalet Bakanı, Ulaştırma Bakanı, Aile Bakanı falan belediye başkanlığına aday oldular ya, nasılsa istifa edecekler…

Ben onlardan birinin yerine Hakan’ın getirilmesini rica edecektim!

Örneğin düşünün, Hakan Adalet Bakanı olmuş!.. O engin bilgisi ve becerisiyle yargıyı ne de güzel idare ederdi.

Ulaştırma Bakanı olmuş, seçime kadar üç Marmaray açılışı daha yapar, İstanbul ve Ankara metrolarını bitirirdi!

Tam ben bunları yazacakken hadise bizim gazetecilik deyimiyle elimde patladı ve gerçekleşen çok üzücü istifasıyla kuş kafesten kaçtı!

* * *

Bir milletvekili düşünün, Meclis’in hiçbir çalışmasında olmadı. Kürsüye kendisi veya partisi adına bir kez olsun çıkıp konuşmadı.

Onu hafta sonu maç gecelerinde Maraton programında izlerdik.

Pozisyon ofsayt mı, orada faul var mı, hakem penaltı kararını doğru verdi mi!..

Milletvekili idi, hem Meclis’ten, hem de Maraton’dan maaş alırdı. Maraton’dan aldığı maaşı hep gizledi de, ayda 150 bin Törkiş lira aldığı söylenirdi.

Meclis’te işi olmayan adam futbol programında bülbüller gibi şakır, özel sektörden aldığı paraları cebe indirmeyi başarırdı.

* * *

Fethullahçı Hakan’ın istifa dilekçesi muhteşemdi! “Muhterem Hocaefendi” diyor, seçimden bu yana Meclis’te kime hizmet ettiğini anlatıyordu:

“Hareketin milyonlarca gönüllüsünden biriyim. Dershane olayı vicdanımı derinden yaraladı. Siyasi hayatım boyunca hiçbir dünyevi beklentim olmadı…”

Demek ki Maraton programından oluk gibi aldığı paralar bile “Dünyevi beklentisi” değilmiş!

Eğer yersek!

No comments:

Post a Comment